TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ KONULU İLANLAR

 

 

  • Türk-İslam Birliği Neden Gereklidir?

Türk-İslam Birliği, bir sevgi birliğidir. Muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.


Birlik olmak Türk-İslam dünyasına müthiş güç kazandıracaktır. İnananların birliğini güçlü kılan imanları ve ihlaslarıdır. Gerçek dostluk ve ittifak ancak samimi iman ile kurulur. Müminler, birbirlerini araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olur ve Allah rızası için birlik olurlar. Temeli dünya üzerindeki en sağlam kaynağa, Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu birliğin bozulması, dağılıp yıkılması Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmaz.

 


Türk-İslam Birliği dünyaya barış getirecektir. Türk-İslam Birliği öncelikle Müslüman ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözüp İslam dünyasına sulh getirecek, öte yandan dünya genelinde çatışma ve savaşı kışkırtan her türlü hareketin karşısında yer alacak, savaşı körükleyen her türlü girişime karşı engelleyici bir güç olacaktır.^
Türk-İslam Birliği`nin kurulmasıyla, Amerika, Avrupa, Çin, Rusya, İsrail kısaca tüm dünya rahatlayacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır. Amerika askerlerini topraklarından binlerce kilometre uzağa göndermek zorunda kalmayacak, İsrail duvarlar arkasında yaşamayacak, Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik herhangi bir engelle karşılaşmayacak, Rusya güvenlik endişesi duymayacak, Çin hammadde sıkıntısı çekmeyecektir.


Türk-İslam Birliği`nin kurulmasıyla, Batı dünyasının savunma masrafları azalacaktır. Amerika Birleşik Devletleri, yaklaşık 400 milyar dolarlık askeri bütçesi ile silahlanma listesinin başında yer almaktadır. ABD'yi 60 milyar dolar ile Rusya, Rusya'yı da 42 milyar dolar ile Çin takip etmektedir. Türk-İslam Birliği, İslam dünyasıyla ilgili tüm çatışma ve gerilimleri ortadan kaldırarak küresel bir barış ve huzur ortamı sağlayacak, sadece Müslüman ülkelerde değil dünyanın diğer pek çok ülkesinde de savunma giderlerinin azaltılmasını sağlayacaktır. Böylece silah teknolojisine yapılan yatırım, silahların geliştirilmesine harcanan para, rahatlıkla eğitim, tıp, bilim, kültür gibi alanlara kaydırılacaktır.


Türk-İslam Birliği'nde fikir ve ifade özgürlüğü vardır. Türk-İslam Birliği her düşünceden ve inançtan insanın hiçbir baskı ve zor ortamı olmadan fikirlerini rahatlıkla ifade edebileceği, bu insanların haklarının her yönüyle korunacağı, herkesin düşüncesinin hoşgörü ile karşılanacağı bir birlik olacaktır. Türk-İslam Birliği'nin öncülüğünde Müslüman toplumlar, insanların birbirlerinin görüşlerine saygı gösterdikleri, eşitlik, adalet ve hürriyetin egemen olduğu, zulüm ve haksızlığın tamamen ortadan kaldırıldığı toplumlar olacaktır. Ve İslam dünyası sadece Müslümanlar`ın huzurunu ve güvenliğini sağlamakla kalmayacak, dünyada kültür ve uygarlığın da önderi konumuna gelecektir.


Türk-İslam Birliği ticareti canlandıracak, ekonomiyi güçlendirecektir. Ekonomide, siyasi alanda ve kültürel sahada Müslüman ülkeler arasında gerçekleştirilecek bir bütünlük, geri kalmış olanların hızla ilerlemesine, gerekli imkana ve alt yapıya sahip olanların bunları en verimli şekilde kullanabilmelerine olanak tanıyacaktır. Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları artıracaktır. Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme olacak, toplum çok yönlü gelişecektir.


Türk-İslam Birliği, Müslüman alemini kalkındıracaktır. Oluşturulacak İslam ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır.


Ekonomisi güçlü bir Türk-İslam alemi Batı dünyası ve diğer toplumlar için de önemli bir refah kaynağı olacaktır. Bu toplumlar karşılarında güven içinde, tedirginlik duymadan iş birliği yapabilecekleri, ticari faaliyet içinde olabilecekleri bir güç bulacaklardır. Ayrıca Batılı kurum ve kuruluşların sürekli olarak bu bölgelerin kalkınması için aktardıkları fonlara da gerek kalmayacak, bu fonlar dünya ekonomisinin güçlenmesi için kullanılacaktır.


Türk-İslam Birliği'nin tesis edilmesiyle enerji kaynakları güvence altına alınacaktır. Türk-İslam Birliği'yle zengin yer altı kaynaklarının bulunduğu bölgelere istikrar ve barış hakim olacak, buralarda demokratik sistem en düzgün şekilde işleyecektir. Böylece bu kaynakların en verimli şekilde kullanılmasında ve kaynakların değerlendirilmesinde İslam ülkelerinin olduğu kadar diğer toplumların da hiçbir zarar görmeyeceği bir model oluşacaktır. Bu da, başta petrol üretimi ve fiyatları olmak üzere dünya ekonomik dengeleri açısından son derece önemli olan hususlarda, istikrarlı ve dengeli bir siyaset izlenmesini sağlayacaktır.
Türk-İslam Birliği sanatı ve estetiği teşvik edecek, ihtişamlı bir medeniyet inşa edecektir. Huzur ve güvenliğin sağlandığı, ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırıldığı Türk-İslam dünyasında, eğitim, bilim ve kültüre ayrılan bütçe genişletilecek ve büyük bir kültürel atılım yaşanacaktır. Dostluk ve kardeşliğin yerleşmesi, bireylerin düşünmeye ve araştırmaya daha çok vakit ayırabilmelerine, bunu yaparken daha hür fikirli ve ileri görüşlü olabilmelerine zemin hazırlayacaktır. Kargaşa, yokluk ve sıkıntının giderildiği ortamlar yeni fikirlerin geliştirildiği, yeni ürünlerin ortaya çıkarıldığı, faydalı buluşların yapıldığı ve sürekli ilerlemenin yaşandığı ortamlardır. Müslüman dünyası da Türk-İslam Birliği'ni kurarak, bu ortamı meydana getirecektir.

 

  • Kerkük Sorununa Çözüm Türk-İslam Birliğidir

Milletimizle aynı soydan gelen, aynı dili konuşan, aynı inancı paylaşan mazlum bir halkın haklarının korunması Türkiye'nin tarihi bir vazifesidir. Türkmen kardeşlerimizin huzur ve refahı, Türkiye için hem tarihi, hem ahlaki hem de siyasi bir sorumluluktur. Bunun sağlanması ise ancak Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkün olacaktır. Büyük acılar ve sıkıntılar yaşanan bölgede barışın hakim olması için, daha fazla geç kalınmadan, bir an önce Türk-İslam Birliği'nin kurulması yönünde adımlar atılması gereklidir. Türk İslam Birliği, aynı zamanda Irak'taki tüm Müslüman kardeşlerimizin huzuru, kurtuluşu, mutluluğu için de gerekli ve elzemdir.


•          Musul toprakları Birinci Dünya Savaşı sonunda, uluslararası hukukun gereklerine aykırı olarak ve bölge halkının istekleri gözetilmeden yeni kurulan Irak Cumhuriyeti'ne verilmiştir. Oysa, Lozan Konferası'nda İsmet Paşa'nın sunduğu tarihi, coğrafi, siyasi ve kültürel deliller tarafsız olarak değerlendirilse, uluslararası kanunlar uygulansa ve bölgede halkın ve Türkiye'nin istediği halkoylaması yapılmış olsa, bugün bu topraklar Türkiye'nin bir parçası olacaktı. Bu bilinmesi ve asla unutulmaması gereken bir gerçektir.


•          Bu gerçeğin anlamı, elbette Kuzey Irak'ı yeniden ele geçirmek değildir. Büyük Önder Atatürk`ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesine sonuna kadar bağlı olan devlet erkanımız, başta Türk Silahlı Kuvvetleri`nin Komuta Kademesi olmak üzere, Türkiye`nin Kuzey Irak`a yönelik bir işgal hedefinin ve niyetinin hiçbir zaman var olmadığını defalarca ifade etmişlerdir.


•          Ancak Türkiye, bu topraklarda yaşayan soydaşlarımızın ve elbette diğer tüm toplumların yaşadıkları acı ve sıkıntıları göz ardı edemez. Yaklaşık 90 yıldır yabancı devletler tarafından yok sayılan ve Irak yönetimleri tarafından da asimile edilmeye çalışılan Türkmen kardeşlerimizin güvenliğinin sağlanması, asırlar boyunca bölgede hakimiyet sürmüş bir İmparatorluğun varisi olan Türkiye'nin vicdani sorumluluğudur.


•          Türkmen kardeşlerimiz, ülke yönetiminde eşit söz hakkına sahip olmalı, diledikleri gibi ticaretlerini yapabilmeli, günlük yaşamlarını tüm haklara sahip olarak sürdürebilmeli, ibadetlerini özgürce yerine getirebilmeli, dillerini kullanabilmeli, hepsinden önemlisi can ve mal güvenliklerinin sağlandığından emin olmalıdırlar.


•          Saddam yönetimi boyunca bölgedeki tüm halklar çok büyük acılar çekmiştir. Yalnız Türkmenler değil Kürtler, Sünni Araplar ve diğer halklar da ciddi kayıplar vermiş, korku ve dehşet dolu günler yaşamıştır. Bu tarihi acılardan alınması gereken bir ders vardır. Bugün tüm halkların birarada huzur ve güvenlik içinde yaşaması imkanı oluşmuştur. Bu imkanı, hak ve adalet çerçevesinde bir düzen inşa ederek değerlendirmek varken, bir toplumun diğerini ezerek ve yok saymaya çalışarak hakka, hukuka ve vicdana sığmayan uygulamalar yapması kabul edilemez.


•          Bölgede akan kanın durması, Osmanlı dönemi boyunca hakim olan barışın yeniden tesis edilmesi, bölgede kardeşlik ve sevgi temelinde bir birliğin inşa edilmesiyle mümkündür. Geçmişte yaşananlar, geçmişte bırakılmalı, aydınlık bir geleceğin inşa edilmesi için tüm toplumlar uzlaşı ve hoşgörü ruhuyla hareket etmelidir. Aynı tarihe ve kültürel değerlere sahip, aynı inancı paylaşan bölge halkı birbirine anlayışla, saygıyla, sevgiyle yaklaşmalı, birbirinin düşmanı ve hasmı değil, koruyucusu ve hamisi olmalıdır.


•          Allah Kuran'da Müslümanların birbirlerinin kardeşleri olduğunu bildirmiştir. Müslümanların aralarındaki bazı kültürel farklılıklar birer ayrım unsuru değil, tam tersine topluma renk katan çeşitlilik ve zenginlik olarak görülmelidir. Ve bu kültürel farklılıklar asla herhangi bir çatışmaya temel edinilmemelidir. Allah'ın Müslümanlara emri, "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak, dağılıp ayrılmamaktadır." Bölgede yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler bu gerçekleri asla göz ardı etmemelidir.


•          Türkiye sahip olduğu geleneksel barışçı dış politikayı ve tarihin kendisine yüklediği "Osmanlı vizyonu"nu birleştirerek bölgeyi kucaklamak, bölge halkının tümünü kazanmak, onları ortak değerler üzerinde birleştirecek ve Türkiye`ye sempatiyle bakmalarını sağlayacak bir "kültür politikası" ve ekonomik atılım başlatmak durumundadır. Türkiye`nin "Musul-Kerkük Politikası"nın temelinde, bu bölgeyle zaten var olan kültürel ve ticari bağların güçlendirilmesi, bölgede istikrarsızlık ve kargaşanın önlenmesi, bölge insanlarının kalplerinin ve zihinlerinin kazanılması olmalıdır. Tüm bunların gerçekleştirilmesinin en önemli yolu ise Türkiye'nin önderliğinde, hakimiyetindeki tüm devletlerin üniter yapısını koruyan ve laik sistemiyle halkların din ve düşünce özgürlüklerini güvence altına alan, Türk-İslam Birliği'nin bir an önce tesis edilmesidir.


•          Bu birliğin sağlanması için devletler arasındaki ortak paydaların iyi değerlendirilmesi son derece önemlidir; dil de bu paydalardan biridir. Türki Cumhuriyetler arasında Türkçe'ye dayalı dil birliğinin sağlanması toplumların birbiriyle kaynaşmasına neden olacaktır. Dil birliği konusunda yapılacak atılımlar Türk-İslam Birliği hedefi için büyük katkı getirecektir. Kanaatimizce Türk devletleri arasında dil birliğinde esas alınması gereken Türkçe ise "Türkiye Türkçesi"dir.

 

  • Türk-İslam Birliği “Doğu Türkistan Sorunu”nun Çözümüdür


Bugün dünyanın bazı bölgelerinde Müslümanlar zor durumda yaşamaktadır. Örneğin Çin'in en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan halkı özellikle son elli yıldır büyük baskı altında bulunmaktadır. Nüfusun çoğunluğunu Uygur Türkleri'nin oluşturduğu Doğu Türkistan'da, Çin'in hiçbir bölgesinde yaşanmayan boyutlarda zorluklarla dolu bir hayat sürülmektedir. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakamdır.


İstila, tahakküm ve zorlamalar bölgeye sadece huzursuzluk, kargaşa, kin ve nefret getirmiştir. Bu tür yöntemlerle milletleri sömürme devri artık kapanmıştır. Dolayısıyla Çin, Doğu Türkistan halkının kendi kendini yönetmesine izin verse ve ekonomik bağımsızlık hakkı tanısa bundan son derece büyük çıkarı olacaktır. Kendi sınırları içinde rahatça üretim yapan, özgürce yaşayan, korku ve baskının etkisinden kurtulmuş bir Doğu Türkistan, Çin için yeni bir atılım merkezi olabilecektir.

 


Bu hakların Doğu Türkistan halkına verilmesi ise büyük bir güç ve otorite sahibi olan Türk-İslam Birliği sayesinde mümkün olabilir. Böyle bir gücün garantörlüğü olursa Çin de ülkesinde yaşayan milyonlarca Müslüman ile ilişkilerini kuvvetlendirecektir. Kalben Türk-İslam Birliği`ne bağlı bir Doğu Türkistan`ın Çin`e karşı düşmanca bir tutum sergilemeyeceği, başkaldırmayacağı, Çin`in süper bir güç haline gelmesi için dostane katkıda bulunacağı konusunda Çin yönetimi ikna edilmeli ve güvenleri sağlanmalıdır.^
Dünyanın ihtiyacı olan şey barış, sevgi, yardımlaşma ve adalettir. Kurulacak olan Türk-İslam Birliği`nin yeryüzünde üstleneceği misyon işte budur. Bu birlik; düşmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için değil, dünyada barışın tesisi için var olacaktır. Bu birlik, ``herkes bize tabi olsun, geri kalanlar da köle gibi olsun`` anlamında ezmeye ve tahakküme dayalı bir birlik değildir. Türk-İslam Birliği bir sevgi ve anlayış birliğidir.


Bu bir birlik vesilesiyle her dinin mensubu dilediğince ibadetini yapabilecek, kendi dinince kutsal sayılan her yeri ziyaret edebilecek, malı, canı, namus ve şerefi Türk-İslam Birliği`nin güvencesinde olacaktır.


Medeniyetler çatışması senaryolarının aksine bu birlik medeniyetleri birbirine yaklaştırabilecektir. Sonuçta birliğin getireceği ortamdan tüm dünya istifade edecektir. Bu birliğin temel esasları; sevgi, şefkat, merhamet, fedakarlık ve yardımseverliktir. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya varmayı amaçlamaktır.


Tek bir bütünün parçaları halinde birbirine kenetlenen ve dev bir coğrafyaya yayılmış yaklaşık 1 milyar nüfusu ifade eden Türk-İslam Birliği büyük bir ekonomik pazar niteliği taşıyacaktır. Bu durum ise, özellikle Çin için çok geniş çaplı bir ticaret olanağı demektir. Dolayısıyla Çin`e bunun da iyi anlatılması gerekmektedir.


Türk-İslam coğrafyasında terörist faaliyetler kökünden kazınacak, teröre tevessül edenler karşılarında son derece caydırıcı bir Türk-İslam Birliği askeri paktının ordusunu bulacaklardır. Birliği oluşturan devletlerin üniter yapıları korunacaktır. Türk-İslam Birliği`nin temel ideolojilerinden biri ise laiklik olacaktır. Dolayısıyla Müslüman olan da olmayan da sağlam bir çatı altında güven içinde yaşayacaktır.


Türk-İslam Birliği İsrail ve Filistin açısından da sorunların çözümü için büyük bir fırsat olacaktır. Bugün İsrail ve Filistin halkları her an can güvenliklerini korumak durumunda oldukları için duvar arkasında huzursuz bir şekilde yaşamaktadırlar. Türk-İslam Birliği olunca ne kilometrelerce duvar örmeye ne de başka bir tedbire gerek kalmayacaktır.


Türk-İslam Birliği'nin kurulması tüm İslam ve Türk dünyası tarafından şevkle ve heyecanla beklenmektedir.

 

  • Kırım Türklerinin Sorununa Çözüm Türk-İslam Birliğidir



•          Tarih, gerek Ortadoğu`ya, gerek Balkanlar ve Kafkasya'ya kalıcı barışın getirilebilmesinin, Osmanlı mirasının varisi olan Türkiye'nin liderliğinde mümkün olabileceğini göstermektedir.


•          Türkiye'nin liderliğinde oluşturulacak Türk-İslam Birliği, hem çatışmaların sonu olup bölgeye barış sağlayacak, hem de tüm bölge ülkelerinin güçlü bir ekonomik işbirliği içerisine girmeleriyle zengin ve müreffeh toplumlar meydana getirecektir.


Türk-İslam Birliği`nin yaklaşımı Osmanlı'nın yaptığı gibi Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'daki farklı etnik kimlik ve dinleri kucaklayan bir yapıda olacaktır. Bunun dayanak noktası ise Türk-İslam Kültürü'nün ve köklü Medeniyetimiz'in yeniden keşfedilmesidir. Nitekim bu topraklarda siyaseten olmasa bile, kültür olarak Türk hakimiyeti halen devam etmekte, özellikle Balkanlar'da ve Kafkasya'da farklı ırklardan olmalarına rağmen pek çok Müslüman kendini Türk ve Osmanlı addetmektedir.
``Balkanlar'da, aslında etnik olarak "Türk" olmamalarına karşın, kendilerini "Türk" olarak gören ya da görmeye eğilimli büyük bir Müslüman nüfus vardır. Bu "fahri soydaşlarımız"ı bize bu denli bağlayan unsur ise Türk-İslam ahlakı ve Osmanlı mirasıdır. Nitekim 1997 yılının başlarında Belgrad'da yapılan gösteriler esnasında protestocuların "Türk Yönetimine Özlem", "Neredesin Ey Türk (Osmanlı) Yönetimi Altındaki Günler" şeklinde pankartlar açmaları Batı basınının da dikkatini çekmiş ve Türkiye'nin bölgede aktif olması gerektiğinin altını bir kez daha çizmiştir.`` (Gündüz Gazetesi, 12 Ocak 1997)


Devlet-i Ali Osmaniye artık yoktur, ama Balkanlar'ı bir uçtan diğer bir uca kat eden bir Türk-İslam Kültürü ve Medeniyeti onun mirası olarak hala ayaktadır. Sayıları 10 milyonu bulan Balkan Müslümanları, Edirne'den Bihaç'a kadar uzanan bir hat üzerinde yaşamaktadırlar. Dahası, bu hat üzerinde bazıları 1878'den bazıları ise 1912'den bu yana direnmektedirler. Tek umutları ise bir gün eski huzurun, barışın ve düzenin yeniden kurulması, güçlü bir birliğin tesis edilmesidir... Bu birliğin adı Türk-İslam Birliği`dir.
Aynı özlem bugün Ortadoğu için de geçerlidir. Bölgenin birçok yeri bizim eski topraklarımız, eski yurtlarımızdır. Bölge halklarının Türkiye'ye karşı büyük bir sevgi bağı vardır. Türkmenlerin, soydaşlarımızın yaşadığı Kerkük gibi bölgeler ise bizim için hayati önemi olan topraklardır. Kurtuluş Savaşı sonrası şayet uluslararası hukukun gerekleri ve bölge halkının istekleri gözetilseydi, 'Kuzey ırak' olarak bildiğimiz Musul, Kerkük ve civarı, bugün Türkiye'nin bir parçası olacaktı. Bu, bilinmesi ve asla unutulmaması gereken bir gerçektir. Dolayısıyla Kerkük, Kırım, Bosna gibi eski Türk yurtlarından Türk Milleti'nin asla vazgeçemeyeceği derin bağlar vardır.
Sovyetler Birliği`nin çöküşünün ardından anavatanları Kırım`a dönen soydaşlarımız ile birlikte bölgede bugün 300 bine yakın Türk yaşamaktadır. Başta Özbekistan, Tacikistan ve Ukrayna olmak üzere 500 binin üzerinde Kırım kökenli Türk`ün ise istemelerine rağmen bir zamanlar sürgün edildikleri veya göçe zorlandıkları anavatanlarına dönemedikleri bilinmektedir. Gerek Kırım`a geri dönüşü zorlaştırmak için varolan bürokratik engellerin gerekse, Kırım topraklarındaki ekonomik yetersizlikler, Kırım Türkleri`nin anavatanlarına dönmelerine olanak tanımamaktadır.


Kırım Türkleri`nin en fazla güvendikleri devlet Türkiye`dir. Yıllarca Osmanlı idaresi altında yaşayan Kırım Türkleri, Türkiye`yi ikinci anavatan olarak kabul etmektedirler. Kırım Türkleri`nin lideri Mustafa Abdulcemil Kırımlıoğlu, Türkiye`nin dünya Türklüğünün doğal lideri olduğunu ifade ederek şunları söylemektedir:


"Türkiye Cumhuriyeti Türk dünyasında ayrı bir yer tutuyor. Türkiye, Türk Dünyası`nda bağımsızlığını kazanan ve bunu müdafa etme kudretinde, kendi ordusuna sahip yegane Türk devletidir. Türkiye`de milli medeniyet ilerledi, Türk dili zenginleşti ve yeterli hale geldi. Türkiye ekonomisi diğer Türk ülkelerinin ekonomilerine göre daha fazla gelişmiştir. Bütün bu faktörler, Türkiye`ye Türk dünyasında lider olma konumunu kazandırıyor... Türkiye gerçekten de Türk dünyasının tamamı için birleştirici ruhi merkez olabilir." (Mustafa Abdulcemil Kırımlıoğlu, http://www.kirimdernegi.org.tr)


Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar'dan oluşan ve Türkiye'nin tam merkezinde yer aldığı "Osmanlı Coğrafyası" halen çok hareketli ve karışık bir yapıya sahiptir. Osmanlı Devleti'nden sonra bölgede oluşan boşluk henüz doldurulamamış ve gerçek anlamda bir güven ortamı sağlanamamıştır. Bu durum aynı topraklarda asırlar boyunca Osmanlı liderliğinde örnek bir "birlikte yaşama modeli" uygulayan Müslüman Türk Milleti'ne dikkati çekmektedir. Ve bu modelin günümüzde ve gelecekte de sadece Müslüman Türk Milleti tarafından gerçekleştirilebileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Nitekim son yıllarda pek çok devlet adamı, siyaset bilimci ve araştırmacı-yazar, başta Osmanlı Devleti olmak üzere, Türk devletlerinin başarıyla yürütmüş olduğu adil yönetim sistemini incelemektedir.


Tarih, gerek Ortadoğu`ya, gerek Balkanlar ve Kafkasya'ya kalıcı barışın getirilebilmesinin, Osmanlı mirasının varisi olan Türkiye'nin liderliğinde mümkün olabileceğini göstermektedir. Türkiye'nin liderliğinde oluşturulacak Türk-İslam Birliği, hem çatışmaların sonu olup bölgeye barış sağlayacak, hem de tüm bölge ülkelerinin güçlü bir ekonomik işbirliği içerisine girmeleriyle zengin ve müreffeh toplumlar meydana getirecektir.


Bu bölgede yaşayan devletlerin askeri, siyasi ve ekonomik açıdan en güçlü olabilecekleri model, birbirleriyle çatışmak yerine güçlerini birleştirmeleriyle oluşacak bir modeldir. Ortak bir dış politika bu devletleri dünya siyasetinde büyük bir güç haline getirecektir. Bu da Allah`ın izniyle Türk-İslam Birliği`nin oluşmasıyla gerçekleşecektir.

 

  • Türk-İslam Birliği Özbekistan İçin Kurtuluştur

Özbekistan Yönetimi, ateist Siyonistlerin ve masonların mazlum Müslümanlara yönelik oyunlarına gelmemeli, tüm vatandaşlarına karşı sevgi ve şefkat dolu bir yaklaşım içinde olmalıdır.

•          Özbekistan Devleti'nde önemli kadroların ve yetkili makamların ateist Siyonistler ve masonlar tarafından tutulduğu bilinmektedir. Özbekistan Yönetimi içinde yerleşmiş olan bu çevreler, Sayın İslam Kerimov'u da çeşitli oyunlar ve yönlendirmelerle etki altına almaya çalışmaktadır. Oysa Sayın Kerimov tam bir Türk milliyetçisi ve Türk İslam Birliği savunucusudur. Kendisinin ateist Siyonistlerin ve masonların yönlendirmelerine karşı dikkatli olması, onların oyunlarına gelmemesi gerekir.

•          Komünist rejimin baskısı ve acımasızlığı altında yıllarca ezilmiş olan Özbekistan'ın zenginliğinin, aydınlığının ve gelişmesinin en önemli yolu, Türk İslam Birliği'nin çatısı altında yer almaktır. Türk İslam Birliği, Özbekistan`ın çekinmesi, bu kutlu düşünceyi savunanları hapsederek bu uğurdaki girişimleri baskı altına almaya çalışması gereken bir düşünce değildir. Tam tersine, müreffeh olmak isteyen, huzur isteyen, barış isteyen, güvenlik isteyen bir Özbekistan için Türk İslam Birliği'nin şefkatli, sevgi dolu ve demokratik yapısı büyük bir nimettir.


•          "Büyük Türk Devleti kurmayı savunmak" ve Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerini okumak suçlarıyla 2008 yılından bu yana yargılanan kişilerin 8-12 yıl hapis cezası aldığı Özbekistan'da, Türk İslam Birliği savunucularına karşı son derece yanlış bir politika izlendiği, mazlum ve masum insanların gereksiz yere baskı altına alındığı anlaşılmaktadır. Büyük Türk Devleti'nin yani Türk İslam Birliği'nin kurulmasının savunulması da Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerinin okunması da hiçbir şekilde suç unsuru içermeyen tutumlardır.


•          Bediüzzaman Said Nursi geçtiğimiz yüzyılın müceddidi olan, İslam tarihinin en kıymetli, en güzel ahlaklı, en saygıdeğer alimlerinden biridir. Bediüzzaman'ın eserleri bir nur, sevgi, hoşgörü, merhamet ve şefkat kaynağıdır. Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerini okuyan ve bu mübarek şahsın üstün ahlakını kendisine örnek alan bir kimsenin herhangi bir ayrılıkçı, bölücü veya şiddet içeren düşünce içinde olması imkansızdır. Hayatının yaklaşık 30 yılını en ağır hapishane koşulları içerisinde geçiren, yaşamı boyunca birçok haksızlığa maruz kalan Bediüzzaman, yakınlarına ve talebelerine her zaman itidali, sevgiyi, affedici ve güzel huylu olmayı tavsiye etmiş bir insandır. Onun yolunu izleyenler de Devlet'e itaatli, kanunlara saygılı, dengeli, barışsever, ılımlı, sevecen ve hoşgörülü insanlardır.


•          Özbekistan yönetiminin bu insanları kendince bir tehlike gibi görmesinin, yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerden kaynaklandığı açıktır. Özbek Yönetimi'nin ateist Siyonistlerin ve masonların, Özbekistan'ın güçlenmesini, gelişmesini ve ilerlemesini engellemek amacıyla oynadığı oyuna gelmemesi gerekir. Zira, Bediüzzaman Said Nursi'nin eserleri Özbekistan için bir tehdit unsuru değil, tam tersine birleştirici, huzuru sağlayıcı, Devlet'e bağlılığı güçlendirici eserlerdir. Özbek Yönetimi'nin bu gerçeği görmesi, Özbekistan'ın iyiliği için gayret eden, Özbek Devleti'ni ve halkını koruyup kollayan Nur Talebelerine karşı güzel bir tavır sergilemesi gerekmektedir.


•          Özbek Yönetimi'nin Türk İslam Birliği düşüncesinden tedirgin olması da son derece yersiz ve gereksizdir. Türklük ve İslam ahlakı Özbek halkının ruhudur. Özbek halkının hemen hepsi Türk İslam Birliği'ni istemekte ve gönülden desteklemektedir. Bu birliğin tesis edilmesinin Özbek Devleti'nin menfaatine olduğu da açık bir gerçektir. Özbekistan için bir aydınlanma, zenginleşme, gelişme ve güçlenme vesilesi olduğu aşikar olmasına rağmen, Özbekistan'ın bu birlikten uzak tutulmaya çalışılması ateist Siyonistlerin ve masonların bir oyunudur. Özbek Yönetimi'nin bu oyuna gelmeyecek kadar ferasetli ve ileri görüşlü olduğunu düşünüyoruz.


•          Türk İslam Birliği'nin kuruluşu her geçen gün daha da yaklaşmaktadır. Tüm Türk İslam dünyasının coşku ve heyecanla bu birliğin tesisi için gayret ettiği bir dönemde, asırlardır beklenen büyük beraberliğin oluşması yolunda, Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerini okuyan masum, mazlum insanlara karşı izlenen bu politikayla acilen düzeltilmesi gereken çok ciddi bir yanlış yapılmıştır. Bizim Özbek Yönetimi'nden beklentimiz Ahıska Türkleri de dahil olmak üzere Özbekistan'da yaşayan tüm Türklere, Müslümanlara ve halka karşı sevgi ve şafkat dolu bir yaklaşım içinde olması ve yapılan bu büyük hatanın bir an önce telafi edilmesidir.


Türk-İslam Birliği, bir sevgi birliğidir. Muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.
Türk-İslam Birliği laik, modern, ilerici, demokrat bir birlik olacaktır. Bu birliğin laik yapısı inananan inanmayan, her düşünceden ve ideolojiden her insanın koruyucusu olacaktır. Laik ve demokratik esaslara dayanan ve hukukun üstünlüğü prensibini ilke edinmiş bu birliğin çatısı altında Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar hatta Budistler, ateistler, inançsızlar, materyalistler kısaca herkes fikirlerini dilediği gibi ifade edebilecek, istediği gibi hür ve rahat yaşayacaktır.


Birlik olmak Türk-İslam dünyasına müthiş güç kazandıracaktır. Türk İslam Birliğinin kurulmasıyla, tüm dünya rahatlayacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynakları en verimli şekilde değerlendirilecek, bu kaynaklara sahip olanlar da kaynaklardan faydalanmak isteyenler de korunacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır.
Türk-İslam Birliği dünyaya barış getirecektir. Türk-İslam Birliği öncelikle Müslüman ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözüp İslam dünyasına sulh getirecek, öte yandan dünya genelinde çatışma ve savaşı kışkırtan her türlü hareketin karşısında yer alacak, savaşı körükleyen her türlü girişime karşı engelleyici bir güç olacaktır.


Türk-İslam Birliği ticareti canlandıracak, ekonomiyi güçlendirecektir. Ekonomide, siyasi alanda ve kültürel sahada Müslüman ülkeler arasında gerçekleştirilecek bir bütünlük, geri kalmış olanların hızla ilerlemesine, gerekli imkana ve alt yapıya sahip olanların bunları en verimli şekilde kullanabilmelerine olanak tanıyacaktır.


Türk-İslam Birliği, Türk dünyasını ve Müslüman alemini kalkındıracaktır. Oluşturulacak İslam ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır.

 

  • Bu Yüzyıl "Türk-İslam Medeniyeti"nin Hakimiyet Yüzyılı Olacaktır


 

Bu muhteşem medeniyet dünyaya güzellik, estetik, zenginlik ve adalet getirecektir...
Türk-İslam Alemi'nin birlik ve beraberliği, tüm insanlığın refahı, huzuru ve çekilen acıların yok olması için, mutlaka gereklidir. Vicdan sahibi olan her kişinin bu birliğe katkıda bulunması gerekir.

 

 


"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır." (Nur Suresi 55)


"Andolsun, Biz Zikir'den sonra Zebur'da da: 'Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır' diye yazdık." (Enbiya Suresi, 105)


Türk-İslam Birliği bu yüzyılın müjdesidir. Zamanı gelmiş, şartları olgunlaşmıştır. Bu büyük ihtişam, bütün dünyanın huzuruna, sevincine, rahatlığına ve refahına sebep olacaktır. Türk Milleti, Türk Devleti, milli, üniter yapısı içerisinde bu güzel liderliğe ehil ve layıktır.

 

ANASAYFA